
1960’lı yıllar…
Adana’da, Yağ Cami civarında eski bir otelin resepsiyonunda duran delikanlının,
kulak misafiri olduğu bir konuşma, dikkatini nedense çok çekmiştir. Konuşanlar
iki Vanlıdır. Konu ise Van’da,sütlerin yağı alındıktan sonra dereye
dökülmesidir… Delikanlımız fena halde şaşırır. Şaşkınlığını gizlemeyi hiç adet
edinmediği için, konuşanlara yaklaşır ve sorar: Gerçekten mi? Aldığı cevabı
hatırlamaz bile… Ama yaptıklarına bakılacak olursa istediği cevabı almıştır.
Artık onu kimse tutamaz… Damarlarındaki kan daha hızlı akmaya başlamıştır.
Şu işe bakın ki o günlerde de otele ortak olarak kabul edilmiştir. Diğer üç
ortak, ortaklığa parasal sermayesini koyarken, kendisinin sadece teşebbüs ruhunu
ortaya koyması, dedikoduya varan rahatsızlıklara rahatsızlıklara yol açması da o
günlerdedir.
Kararını vermiştir…
Van’a peynir yapmaya gidecektir…
Bavulunu hazırlar ve yola çıkar.
Van’a doğrudan vasıta olmadığından ancak on beş günde varabilir. Varınca
memleketi Kozan’a tel çeker. 60’lı yıllardan bahsediyoruz, “telefon edilmez”
“tel çekilir”: Keçi tulumu istemektedir peynir basmak için. Bir de kendine
yardımcı… İstedikleri gelir.
Uzun hikâye…
Peynirini basar ve gelir Ankara, Kayseri ve Adana’da satar.
Artık işi kapmış ve daha önemlisi iş kafasına yatmıştır.
Bundan böyle nerdeyse gelenek haline gelen, yaz girmeden, ekinler biçilmesine
yakın, Kozan’dan her sene bir iki kamyon yük ve yeteri kadar çalışanı ile Van’a
gidilir, mandıra kurulur, sütler toplanır, peynirler yapılır ve Ankara, Kayseri
ve Adana’da da satılır.
Vergi Karnesi’ndeki unvanı, “Seyyar Mandıracı” diye geçer. Çok iddialı olur mu
bilinmez ama Mandıra’yı seyyar hale getiren ve böylece kendi sektörünü kuran
belki de ilk kişidir.
İhtiyat payı bırakalım bu konuya, yani “Seyyar Mandıracılığı” ilk kimin
başlattığını, nerede başladığını İktisat Tarihçileri bulsun.
Biz işimize bakalım…
Bahsi geçen delikanlının kim olduğunu merak ediyorsunuz sanırım.
Hemen söyleyelim: Mehmet GÖÇER.
Hem tarih yazmıştır, hem de tarihe geçmiştir. Sadece bu yönleriyle değil, her
yönden örnek bir insandır.
ÖZGÖÇERLER’i kuran ve yöneten oğlu Eyüp GÖÇER’e de en büyük mirası, engin
hoşgörüsü, esprileri ve girişimciliğidir.
ÖZGÖÇERLER, bu geleneksel birikimini harmanlayarak gelecek neslin ruh ve beden
bütünlüğüne kavuşması ilkesiyle yola çıkmış ve 1983 yılında 250 m2 olan işyeri
alanını, müşteri istekleri doğrultusunda 2001 yılında 8 kat artırarak 2000 m2
alana sahip modern bir işletme kurmuş olup, günlük süt işleme kapasitesi de 100
tona çıkarılmıştır.
Tesislerde kullanılan sütün, Çukurova’nın köylerinden temin edilmesinden ürün
haline getirilişine ve ürünlerin son tüketicinin sofrasına bereketle gelişine
kadarki tüm aşamalarda hijyen ve kaliteden ödün vermeden sağlıklı, geleneksel
bir damak tadı bırakan, lezzetli ve yeniliğe açık ürünler ile hizmetini
sürdürmeyi ilke edinmiştir.
Üretim aşamasında kullanılan tüm makine ve donanımlar, hijyenik şartları
taşıyıp, ürün sevkiyatlarımız Özgöçerler Frigorik servis araçları ile
sağlanmaktadır.
Hayatın tadına varmak, ruh ve bedeni sağlıklı bir bütüne kavuşturmaktan geçiyor.
Sağlıcakla kalın…
|